11 Ekim 2013 Cuma

İzmir

Epeydir elimin klavyeye gitmemesinde dış etkenler kadar sıradaki yazının İzmir üzerine olması da etkili galiba.Malum beni bilen bilir " esas Ege" kısmına biraz önyargılıyımdır, İzmir,Aydın ve Muğla üçlemesine biraz mesafeliyim (yanlış anlaşılmak istemem Afyon, Denizli, Manisa, Uşak sizlerle hiçbir sorunum yok,sizi severim bence siz de Ege'siniz:) Bu önyargımın sebebi için çoçukluğuma inmeye gerek olmadığını düşünüyorum temelinde bu üç ilin kendilerine has "burnu havada"cılıklarının etkili olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.Yani bu neyin havası İzmir, ağacın yok, on sene öncesine kadar Körfezinin pis kokusundan şehre girilmezdi, mutfağın desen bahçede biten ot, mot işte (severim o ayrı), her 2 dadikada bir duran trafik falan, tek şeritli yollar.Nesi var dersen etrafında gezilecek yeri çokmuş eee merkezinde birşey yok.Ama  tshirt yaparlar İzmir için üzerine yazar  "Darıya darı denir, Mısır güneyde bir ülkedir" diye.Ukalalığa bak sen. Ne yani bizim orda da darı denir bu mudur olay yani:)
Neyse bu sefer dedim ki bu İzmir'de ne var bu kadar sevilecek bu gittiğimde bu gözle bakayım belki görmediğim birşeyler vardır dedim, arayan buluyor tabi birşeyler. İlk durak kaldığım üç gün boyunca hergün gidip pasta yediğim ve 2 kilo alarak dönmeme sebep olan Reyhan Pastanesi.Burası İzmir'in yerel pastanesi pek de bir üne sahip, ve kesinlikle hakediyor bu ünü.Orada yediğim rokoko ları, frambuazlı pastaları hergün anıyorum:) Ben de sağlam oburum değil mi:)




Diğer bir mekan kahvaltı için.Seferihisar'dan Sıgacık'a doğru giderken Marina'nın üzerindeki tepede, Teos Park. Güzel bir manzara, çamlık alan, ördek, horoz falan ve hamaklar.Oldukça da zengin bir kahvaltı.Peynir üzerine böğürtlen reçelini burada yedim ama daha sonra gittiğim Altınoluk isimli mekanda da görünce İzmir kahvaltıları için klasik olduğu kanaatine vardım, herneyse iyi birşey yani.Hayatta öğrendiğim şeylerden biri, bir yerde hamak varsa orası iyi bir yerdir zaten şeklinde.Hamak mühim bir olay. Bir hayat tarzının yansımasıdır hamak.Hamaktan ötesi var mı derseniz, var tabi:o da karavan.(bu da başka bir yazının konusu olsun, neyse fark ettim ki konuyu İzmir'e getirmeyeyim diye birazdan Hotturbascı teoride boş konuşmanın önemine değineceğim, oyüzden burada kesip geri mevzumuza dönüyorum.)



Bögürtlenli peynir yukarıda


Teos'tan çıkıp dağ köylerinden geçip ( içinde psikodrama merkezi barındıran ilginç köylerdi bunlar) Urla'ya varıyoruz.Hedefimiz Karantina Adası.Savaş  döneminde müzakere sırasında Rumlar burada bekletiliyormuş, Osmanlı döneminde ise bulaşıcı hastalıkların tedavisinde kullanılıyormuş, günümüzde ise Urla devlet hastanesi var.Hastane bir açıdan şanslı, hoş bir manzara, etrafta sörf yapanlar falan.


İzmir için bir kaç not:
  • Akşamları Alsancak'ta yürümek güzel oluyor gerçekten.Alin's Kafe 'de beğendiğim bir yer oldu.
  • İlla denizin kenarında oturacam derseniz Güzelbahçe taraflarını düşünebilirsiniz.Biz Altınoluk diye bir mekana gittik nerdeyse dalgalar yutuyordu bizi:)
  • İzmirli kızların bizlerden bir farkı yok, üç ton daha koyular o kadar, abartmaya gerek yok yani.

Tatilin geri kalan kısmında "İzmir'in çevresi"ndeydim.Güzelçamlı ve Özdere taraflarında takıldık. "Ankara'nın bağları" çalarken oynayan İngilizlerle birlikte Sisam Adasına doğru tekne turu yaptık.Ankara meğerse kültür ihraç eden bir şehir olmuş da haberimiz yokmuş.Hatta haftasonuda Üsküdar sahilinde otururken Kız Kulesini yine "Ankara'nın bağları" eşliğinde izledim,gözlerim doldu resmen (sebebi bir sonraki İstanbul yazısında)

2 yorum:

  1. Valla yazının ilk paragrafında hislerime tercüman oldugun için teşekkürler..Diğer paragraflarda bahsedilen konular için bi yorum yapamam..Bir daha yolum düşerse bakarım artık o kısmına..Bu arada düğünde neden ısrarla "Ankara'nın Bağları" çalsın dediğimi anlamışsındır şimdi..)))

    YanıtlaSil
  2. Yıllardır hep dilimize gelip de içimize attığımız duyguları dile getirdigin için teşekkür ederim. Buradan maviye de bir yorumum var: İstanbul eyiydi de İzmir biraz ukalaca olmamış mı?

    YanıtlaSil